Makaleler

 

10 Aralık İnsan Hakları Günü
  • 10 Aralık 2017 tarihinde yayınlandı.

10 Aralık İnsan Hakları Günü


 

Güvenlik  Konseyi’nin Daimi Üyesi, BM kararlarını İhlal Edebilecekse BM neden vardır?

İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın Düsturu artık bütün dünyaya hakim olmalıdır

 

Bugün gerek bölgede gerek Dünya’da savaş ve acılar sürerken, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün 69. yıl dönümünü kutluyoruz. Halbuki Beyanname, dünyanın her köşesindeki milyonlarca insanın umudu ve güvencesiydi.

Zira Birleşmiş Milletler, 24 Ekim 1945 tarihinde dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kuruldu. II. Dünya Savaşı insanlık için çok büyük acılara sebebiyet verdiğinden, savaş sonrasında aynı acıların tekrar yaşanmaması ve insan hakları ve başta insanların yaşam hakkının esas olduğunun vurgulanması amacıyla da, 10 Aralık 1948 tarihinde de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etti. Devletler artık, belirli hakları güvence altına alma hususunda görüş birliğine varmıştı. Türkiye de, 6 Nisan 1949'da beyannameyi ilk kabul eden ülkeler arasında yer almıştı. Beyannamenin kabul edilmesinden iki yıl sonra 1950 yılında İnsan hakları günü kabul edilmişti.

Geldiğimiz süreç daha sonra yapılan uluslararası sözleşmeler, ikili anlaşmalar, devletlerinin Anayasalarında insan haklarını güvence altına almaları şeklinde devam etti.

Beyanname içindeki haklar itibarıyla tarihi ve canlı bir belge niteliğinde olduğu için önemli. İlk insan hakları kavramının ilk belgesi 1215 yılında İngiltere Kralı'na kabul ettirilen Magna Carta olarak kabul edilse de, ırk dil din ayrımcılığını açıkça karşı olduğunu beyan eden Veda Hutbesi ve öncesinde insan haklarının temelinin insan olma onuru olması, insanlığın doğuşundan bu yana bu haklarını varlığını göstermektedir.

Sonuçta Devletler ve uluslararası kuruluşlar, temelini “insan olma onurundan” alan bu hakları vermemekte, zaten doğuştan sahip olunan hakların varlığını tanımlamaktadırlar. İnsan hakları Evrensel bildirgesinin tüm Dünya ülkeleri tarafından kabul edilmesi ile bu durum sadece kayıt altına alınmış olmaktadır.

Ancak önemli sözleşmelerde hakların yer alması değil, fiilen uygulamasıdır. Sonuçta, insan haklarının ulusal ve uluslararası mevzuatta oldukça güçlü bir biçimde savunulduğu son yüzyılımız, aynı zamanda tarihin en büyük insanlık trajedilerine sahne olmanın çelişkisi içindedir.  Bu gün geldiğimiz nokta bütün insan hakları söylemlerine ve sözleşmelerine rağmen,  halen dünyanın çok büyük bir çoğunluğunda insan haklarının fiilen kullanılamadığını göstermekte.

Üstelik insan haklarını en çok ihlal eden ya da hak ihlalinin sebep olan ülkeler, en başta bu hakları hiç dilinden düşürmeyenler . ABD’nin, büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını ilan ederek, BM kararlarını açıkça çiğnenmesi ve uluslararası hukuku ayaklar altına alması  bunun en açık ispatıdır. Eğer daimi üyeleri BM kararlarını hiçe sayacaksa BM neden vardır?

Sonuçta ABD’nin kararı, hem uluslararası hukukun hem de Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının açık bir ihlalidir. BM Genel Kurulu 29 Kasım 1947 tarihinde Kudüs’ü “BM gözetiminde özel statüye” almıştır. Uluslararası hukuk uyarınca Doğu Kudüs işgal altındadır.  Bu nedenle İsrail’in Kudüs’ün statüsüyle ilgili aldığı her karar geçersizdir. İsrail, 5 Haziran 1967 yılında işgal ettiği Doğu Kudüs’ü, 1980 yılında şehrin doğu ve batısının “birleşik başkenti” ilan etse de bu karar uluslararası hukukta geçerli değildir. BM Güvenlik Konseyi 478 sayılı 1980 tarihli kararıyla bu ilhak ve başkent ilan etmeyi geçersiz saymıştır. 1947 sonrası BM’nin aldığı tüm kararlar, İsrail’in aldığı kararların hükümsüzlüğünü, ortaya koymaktadır. İsrail’deki diplomatik misyonların Kudüs’te bulunmayacağı BM kararlarında açıkça ortaya konmuştur.

ABD’nin uluslararası hukukta yok hükmünde olan kararı, halen Suriye, Irak, Yemen, Arakan, Libya ve dünyanın pek çok yerinde, neden bütün dünyanın insan hakları konusunda sınıfta kaldığını göstermektedir.

Bu noktada insanlık vicdanı, artık insan onuru için ayağa kalkmalı, “5 daimi üye her istediğini yapabilecek, yüzlerce ülke buna sessiz kalacaksa birlik olmak ne için geçerli” soruları cevaplanmalı ve cumhurbaşkanımızın “Dünya 5’ten büyüktür” söylemi kabul edilmelidir.

Birlik sağlandığında haklar sadece uluslararası sözleşmelerde yer almaktan çıkıp fiilen uygulanır hale geleceklerdir. Vakıa ne olursa olsun yeni kuşaklar, bu konuda ümit var olmamızı,  gençlerimiz için daha iyi  bir gelecek için çalışmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun ilk şartı insan olan onurunun ne şart altında olursa olsun korunmasıdır.

AK Parti Hükümetimiz “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın” prensibiyle Türkiye de olduğu gibi dünyada insan haklarının fiili olarak uygulanması için mücadelesini sürdürmeye devam edecektir

Bu vesileyle 10 Aralık İnsan Hakları gününün, milletimize ve tüm insanlık ailesine barış, huzur ve adalet getirmesini, barışa, huzura, savaş ve adaletsizliklerin son bulmasına vesile olmasını diliyorum.

 

 

                                                                                                                                              Av. Fatma Benli

                                                                                                                                      AK Parti İstanbul Milletvekili

                                                                                                                                          İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkan Vekili