Makaleler

 

Uluslararası Göçmen Günü ve Vicdani Sorumluluğumuz
  • 18 Aralık 2017 tarihinde yayınlandı.

Uluslararası Göçmen Günü ve Vicdani Sorumluluğumuz


 

 

Uluslararası Göçmen Günü ve Vicdani Sorumluluğumuz

 

Dünyada göçmen haklarının tanındığı gün olarak kabul edilen 18 Aralık, Uluslararası Göçmen Günü olarak kutlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre Dünyada en fazla mültecinin barındığı ülke olan Türkiye için Uluslararası Göçmen Günü, özel bir önem taşımaktadır. Zira Göç kapımızı kapatıp, yok varsayabileceğimiz bir konu değildir. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana var olan göç hareketliliği, günümüzde ikinci dünya savaşından sonra en yoğun zamanını yaşamaktadır.

 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre; dünyada zorla yerinden edilen kişi sayısı 65,6 milyondur. BU gün Dünya genelinde evini terk etmek zorunda kalan 65 milyon kişinin 22,5 milyonu başka ülkelerde yaşamını sürdürürken, yerinden edilen 40,3 milyon insan, ülkeleri içinde yer değiştirmiştir.

 

Mülteci sayısı son 20 yılda 2 kattan fazla artmış durumdadır. Geçen yıl, 10,3 milyon kişinin yerinden edildiği dikkate alındığında, her 3 saniyede bir 1 kişinin yerinden olmuş durumdadır. Bu da 123 kişiden birinin yer değiştirmek zorunda kaldığını göstermektedir. Mülteci sayısı son 20 yılda 2 kattan fazla artmış bulunmaktadır.

 

Dünyanın en önemli göç rotalarından biri üzerinde yer alan ülkemiz ve coğrafyamız da, çok büyük göç süreçlerine tanıklık ve ev sahipliği etmektedir.

Çünkü bizler kalbi Allah’a ve kapısı dünya milletlerine açık bir ülkeyiz. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği ve millet olarak kabul ettiğimiz üzere “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” prensibi ile insanlara hizmetin Hakk’a hizmet olduğu inancını taşımaktayız.

Bu nedenle 2011 yılında Suriye’deki iç savaş ve kaos ortamında kaçarak yaşamlarını sürdürebilmek için ülkemize göç eden insanlara, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmaksızın kapılarımızı açtık ve onları kan ve ateşten kurtardık.

Nasıl ki Osmanlı döneminde de ülkemize gelmek isteyen “1492 yılında onbinlerce Yahudi’nin İspanya’dan gemilerle kurtarılarak Osmanlı İmparatorluğu topraklarına getirilmesi, 1672 Thököly Ayaklanması’nın ardından matbaacılığın öncüsü İbrahim Müteferrika ile itfaiyeciliğin öncüsü Kont Ödön Seçenyi (Seçenyi Paşa)’nin ilticası, 1699 yılında Macar Kralı Thököly Imre ve eşinin Osmanlı İmparatorluğuna ilticası, 1709 yılında İsveç Kralı Şarl’ın beraberindeki yaklaşık 2 bin kişilik grupla birlikte Osmanlı İmparatorluğuna sığınması, 1718 Pasarofça Antlaşması’nın ardından Macar Kralı II. Rakoczy Ferenc’in Osmanlı İmparatorluğuna sığınması, 1718 Pasarofça Antlaşması’nın ardından Macar Kralı II. Rakoczy Ferenc’in Osmanlı İmparatorluğuna sığınması, 1830 Polonya İhtilali’nin liderlerinden bugünkü Polonezköy’ün kurucusu Prens Adam Czartorski’nin 1841 senesinde Osmanlı İmparatorluğu’na iltica etmesi ve 1848 Macar Özgürlük savaşını kaybeden Prens Lajos Kossuth, yaklaşık 3 bin Macarın 1849’da Osmanlı İmparatorluğu’na gelmeleri, farklı istatistiki veriler bulunmakla birlikte, 1856-1864 senesinde ise Rus Ordusundan kaçan yaklaşık 1.500.000 Kafkas nüfusu Osmanlı İmparatorluğu topraklarına kabul edilerek, Balkanlar’a ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilmiş olması ve 1917 Bolşevik İhtilali’nin ardından Vrangel’in yaklaşık 135 bin kişiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğundan koruma talep etmesi” gibi olaylarda herkese kapımız açıktı; aynı şekilde cumhuriyet döneminde de “1922-1938 yılları arasında Yunanistan’dan 384 bin, 1923-1945 yılları arasında Balkanlar’dan 800 bin, 1933-1945 yılları arasında Almanya’dan 800, 1988 yılında Irak’tan 51.542 kişinin, 1989 yılında Bulgaristan’dan 345 bin, 1991 yılında I. Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’tan 467.489 kişinin, 1992-1998 yılları arasında Bosna’dan 20 bin, 1999 yılında Kosova’da meydana gelen olaylar sonrasında 17.746 kişinin, 2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişiye  kapımızı açtıysak,  Nisan 2011 sonrası da Suriyeliler için açık kapı politikası uyguladık.

 

Zira Türkiye coğrafi konum itibarı ile göçmenlere sırtını çevirmeyen bu nedenle de bütün dünya tarafından saygı duyulan bin yıllık köklü bir göç geleneğine sahiplik eden bir ülkedir.

 

Sonuçta kapımızı açtığımız insanlar, hemen sınırımızın öte yanında, köpek eti yemek ya da intihar etmek için fetva istemek zorunda kalan komşularımızdır.

Türkiye, kimsenin ırkına, diline, dinine bakmadan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi tamamına kapısını açtığı halde, Avrupa mülteciler konusunda sınıfta kalmıştır. Öyle ki 6 milyon nüfusu olan Lübnan’da 1 milyon Suriyeli varken, örneğin Macaristan toplam 1294 kişi almamak için referandum yapmış, Polonya 10 tane öksüz alınma talebini bile geri çevirmiştir.

Göçmenlere karşı olan tavrı Avrupa Birliğinin insan hakları söylemindeki çelişkiyi ortaya koymaktadır.  Türkiye tüm zorluklarına rağmen ayrım gözetmeksizin insani görevini layıkı ile yerine getirmiştir.  İnsanlık vicdanı ve insan hakları, Avrupa’nın da mülteciler konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesini gerektirmektedir.

Bu vesile ile Dünyanın her yerinden ana vatanından kopup çeşitli sebeplerle başka memleketlere göç etmek zorunda kalmış göçmenlerin 18 Aralık Dünya Göçmenler gününü kutluyorum.

 

                                                                                                                                               Av. Fatma Benli

                                                                                                                                      AK Parti İstanbul Milletvekili

                                                                                                                                           İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkan Vekili